Pardus Staj 2008 07/05/2008, Wednesday - 01:18

Pardus'un bu yılki staj başvuruları sonuçlandı bir kısmınızın bildiği gibi. Her ne kadar bu defa değerlendirme ekibi içerisinde değildiysem de staj başvuruları geneli ile ilgili -geçen sene yaptığım gibi- bir takım genel bilgiler vermek istedim.

Geçen sene 170 civarında değerlendirmeye değer başvuru varken bu sene değerlendirmeye giren başvuru sayısı 114'te kalmış. Bununla beraber bu rakama ve buradaki bilgilere GSoC başvurularının dahil olmadığını belirtmek isterim.

Elbette başvuruların çok büyük bir kısmı üniversite öğrencilerine ait:

Cinsiyet dağılımı ne yazık ki geçen seneden pek farklı değil. Geçen seneki gibi kadınların erkeklere oranı yüzde on civarında.

Başvuru sahiplerinin cinsiyet dağılımı

Aşağıdaki grafik gönderilen başvurulara eklenen dosyalar için hangi formatların tercih edildiğini gösteriyor. Geçen seneki durumla karşılaştıracak olursanız Doc formatını tercih edenlerin sayısındaki hazin düşüş dikkatinizi hemen çekecektir. Bu arada evet, yanlış görmüyorsunuz: ABW.

 

Başvuruların gönderildiği dosya türleri..

 

Başvuru ile beraber örnek çalışma (kod, tasarım v.s.) göndermenin ne kadar önemli olduğunu tahmin etmek zor değil. Bu sene geçen seneye nazaran örnek çalışma gönderenlerin sayısında muazzam bir artış göze çarpıyor. Bu durumun, bu sene staj başvurusunda bulunan adayların geçen sene başvuranlara nazaran daha bilinçli ve kararlı olduklarına delalet olduğunu düşünmek yanlış olmaz sanırım.

 

Örnek çalışma gönderim durumu

 

Aşağıdaki grafik adayların bildiklerini söyledikleri programlama dillerini gösteriyor. Dağılım neredeyse geçen senenin aynı. Bununla beraber ODTÜ'de fonksiyonel programlama dilleri anlatan ve materyal olarak Haskell kullanan bir hocamız var sanırım başvurularda gördüğüm kadarı ile, kendisine teşekkür ediyor saygılar sunuyorum. Bunun yanında söylenecek pek çok şey var genel durum ile ilgili, fakat söylemeye gerek yok.

 

Başvuru sahipleri ve programla dilleri..

 

Pardus stajı için hangi üniversiteden kaç başvuru geldiği de aşağıdaki grafikte yer alıyor.

 

Üniversiteler..

 

Aşağıdaki isimler değerlendirme sonunda staja kabul edilen başvurulara ait:

Umuyorum Pardus için en az geçen seneki kadar verimli bir staj dönemi olur. Umuyorum kabul edilen bu isimler bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirir ve en az geçen seneki arkadaşlarımız kadar faydalanırlar. Hepsine başarılar, başvuran herkese teşekkürler.



Tags: pardus  haber  istatistik  geliştiriciler için  Comments: 7
Python, Performans, v.s. 26/03/2008, Wednesday - 19:09

Bir süre önce lab'da geliştirdiğimiz sinyal işleme ve analiz uygulamalarında ufaktan Python kullanmaya başladım. İnsanlar pek temkinli yaklaştılar bu fikre, mevzu sinyal analizi olduğunda performans çok önemli bir kriter olduğu için Python kesinlikle bir alternatif olamazdı onlara göre (ama birileri zamanında "optimize edilmiş kod yazıyorum" derken ortaya çıkmış olan ve 60-70 satırlık işi 500 satırda çözen kimsenin dokunmak istemediği C ucubeleri, hatta bütün bioinformatics dünyası kullanıyor olduğu için Perl dahi bir alternatif olabilirdi (bu kadar sinek yanılıyor olamazdı)).

Deliriyorum insanlar ezberden konuştukları zaman, orta yaş ve üzeri insanlar daha çok yapıyor. Performans elbette çok ciddi bir sorun, hele işin içine milyonlarca kez dönen döngüler, 150 boyutlu vektörler, matrisler, yoğun fonksiyon çağrıları filan girince Python, aynı işi yapan C kodundan 100-200 kat daha yavaş çalışabiliyor. Fakat bu demek değil ki Python'un performansın çok önemli olduğu bilimsel programlama dünyasında yeri yok...

Nitekim bilimsel hesaplama işlerinde Python için yazılmış (ya da Python arayüzleri hazırlanmış) olgun kütüphaneler mevcut. Bendeniz bu sıralar SciPy ile pek içli dışlı (dökümantasyon konusunda çok zayıf olsa da istediğinizi yapmanız, biraz kod okumaktan biraz Google araması yapmaktan sıkılmayacaksanız, çok da zor değil). SciPy sayesinde herhangi bir bilimsel hesaplama görevinde kullanabileceğiniz neredeyse tüm yordamlar elinizin altında olduğu gibi "bunlar bana yetmedi, benim şöyle bir şeye ihtiyacım var" dediğiniz performans kritik noktalarda derdinizi C'ye çözdürme imkanı veren weave paketine de sahip oluyorsunuz (hem "anlatmaya çalıştığım şeyi hemen anlatsın", hem de "beni çok uğraştırmasın" kısıtları sonucunda aşağıdaki işlevsiz örneği veriyor olmaktan dolayı utanç duyuyorum):

#test1.py
x, c = 10000, 0

for i in range(0, x):
for j in range(0, x):
c += 1

print c

#test2.py
from scipy.weave import converters
from scipy import weave

x = 10000

code = """
int i, j;
long c = 0;
for(i = 0; i < x; i++)
for(j = 0; j < x; j++)
c++;
return_val = c;
"""

print weave.inline(code, ['x'],
type_converters=converters.blitz,
compiler = 'gcc')

Bu arkadaşları çalıştırdığımız zaman performans farkı çok net bir şekilde görünüyor:

meren@pardus-cerm ~ $ time python test1.py
100000000

real 0m30.333s
user 0m30.203s
sys 0m0.106s
meren@pardus-cerm ~ $ time python test2.py
100000000

real 0m0.740s
user 0m0.657s
sys 0m0.036s

Yazdıkları kodun profilini inceleyip nerede neyin performansı sıkıntıya soktuğunu bulacak kadar işini bilenler için extension yazmaktan çok daha az acılı bir çözüm bence. Öte yandan extension kaçınılmazsa onun da kolayı var (önceki denemelerimden birisini buraya koydum, Python bilenler neler döndüğünü hemen anlayabilirler).

İlgilenenlere duyurulur.

PS: Bu arada mevzu Python, performans filan iken Gürer'in bir kaç saat önce bağlantısını gönderdiği bir video'yu da paylaşayım: YouTube Scalability.



Tags: geliştiriciler için  bunarı biliyor muyuz  Comments: 2
Pardus Hata Takip Sistemi Tarihçesi.. 15/03/2008, Saturday - 03:09

Durdum durdum, 2004 yılının Mayıs ayından bu güne değin Pardus hata takip sistemi nde neler olup bitmiş diye merak edenler için bir şeyler yapayım dedim

Bugzilla'dan verileri toplayacak sonra da güzel güzel plot'lar oluşturacak bir betik yazdım üstün körü, ortaya aşağıdaki grafikler çıktı. Geliştiriciler ve takipçiler grafikleri okuyup kendi yorumlarını getirecektir muhakkak, fakat ben Bugzilla'nın durumunun fena olmadığını düşündüm grafikler gelince karşıma. Pardus 1.0 Alpha'nın duyurulmasından sonra meydana gelen 250 hatalık sıçramayı çok iyi kotarmış olmamıza rağmen Pardus 1.0'ın çıkışının ardından ipin ucunu biraz kaçırmışız, sonra da yakamız pek bir araya gelmemiş, olur, icabında hepsi çözülür.

İlk grafik raporlanan, kapanan ve açık kalan hataların aylara göre gidişatını gösteriyor:

 

Pardus hata takip sistemine raporlanan hatalar..

Aşağıdaki arkadaşımız ise hataların kapatılma nedenlerine dair:

Hata kapatma nedenleri

Tabi hataların bir de şu aşağıdaki aylara göre bar gösterimi var ki açılan ve kapatılan hataların değişimini daha net bir şekilde görmek için ideal. Her sürümün ardından hata takip sistemine raporlanan hataların artışını görmek sürpriz değil elbette, bununla beraber Pardus 2007'nin Alpha'sının duyurulmasından Pardus 2007'nin tam sürümünün duyurulmasına kadar geçen süreçte ay içerisinde çözülen/kapatılan hataların raporlanan hata sayısından fazla olduğunu görmek, bir noktada o dönemin pek verimli geçtiğini gösteriyor.
Aylık hata sayılarının bar gösterimi
 

Merak edenler için dipnot: Doktora tarafında işler pek leziz. Yakında nanomanipulation / biosensing konularına da değinen bir makale yayınlamayı planlıyoruz; bir sonraki aşama da küçük askerle .. neyse. Siz bu adamları izleyin, bu konu hiç açılmadı sayalım.

Edit: Evren Esat Özkan, yukarıda bağlantısını verdiğim ve şu sıralar Türkiye'deki Internet kullanıcılarının tıklasalar da ne yazık ki ulaşamayacakları video'yu bir diğer video paylaşım sitesinde bulmuş.



Tags: ben meren bey nasılım  pardus  istatistik  geliştiriciler için  Comments: 9
Hayır, Halâ Hayattayım. 20/01/2008, Sunday - 16:20

Çok uzun zaman oldu yazmayalı. Ne bu günlüğüme ne de önceleri aktif şekilde yazdığım diğer günlüklere yeterince vakit ayıramadım. Yazmaya vakit bulamamanın da esasında bir alışkanlık olduğunun farkındayım; alışkanlıkların hiç bir çeşidinden hazzetmem. Bu gidişe bir dur demenin vakti gelmişti.. Bu girdiyi geçmiş dönemde neler olduğuna dair kısa bilgiler ile geçiştireceğim.

Biyoteknoloji, nanoteknoloji ve diğer şeyler ile haşır neşir olduğum doktorada işler pek yolunda. Şu sıralar üzerinde çalıştığım projeler nedeni ile ekibin hem bilgisayarcı kitlesine hem de biyologlarına/kimyagerlerine eşit mesafedeyim. Bu nedenle artık arabayla neredeyse 45 dakika uzaklıkta olan üniversite kampüsü yerine bisikletime atlayıp yaşlı meşe ağaçlarının, Audobon Hayvanat bahçesinde ikamet eden ve her sabah tam bir tren-öküz tadı yakaladığımız zürafaların da üzerinde olduğu yollardan giderek ulaştığım Children's Hospital'daki bir araştırma laboratuvarında çalışıyorum. Hastanenin acil servisi taraflarına yolum düşünce gördüklerimi saymazsak harika bir çalışma ortamı. Bununla beraber yazılım geliştiren ekibin nasıl da arkasını toplamak zorunda kaldığımdan, ettiğimiz kavgalardan ve Pardus içindeki ve etrafındaki geliştiriciler ile çalışmayı aslında ne kadar özlediğimden bahsetmek yerine tamamen pratik sebeplerle bu paragrafı burada sona erdiriyorum.

Öte yandan yeni bir eve taşındık. Eski evimize nazaran daha cici olan bu ev daha fazla misafir ağırlamak için de ziyadesiyle elverişli (yolunuz düşerse diye söylüyorum, Mardi Gras'ya da bir şey kalmadı hani). Öte yandan herkes harika odalara sahip olunca, ben de hayalimdeki minimalist odaya sahip olmuş sayıldım ("Almanlar kazansaydı biz de kazanmış sayılacaktık" hesabı)

Ayrıca bir oturma odamız ve içerisinde Duygu'nun çalışma odasını saklayan bir yatak odamız da yok değil.

Öte yandan günlüğüme ilgi gösteremediğim dönemde şunlar da oldu: New York'ta bir hafta geçirdim (New Orleans'a inince toprağı öptüm). Sigma 10-20mm lens sahibi bir insan oldum (fakat bunun beni değiştirmesine müsade etmedim, halâ mazbut bir gencim). Hürriyet Gazetesi bir fotoğrafımı izinsiz şekilde saçma sapan bir haberinde materyal olarak kullandı (sineye çektim). Advanced Topics in Bioinformatics dersinden A aldım (fakat bunun beni değiştirmesine müsade etmedim, halâ tembel bir öğrenciyim). Meren.org'un bu sayfası Stumble Upon yüzünden 3-4 gün gibi bir süre içerisinde 30.000'e yakın kişinin ziyaretine maruz kaldı (hosting sponsorumdan özür dilerim :)). C/Python + Pardus ile sinyal analizi yapıp örüntü tanıyan ve deney ortamına gerçek zamanlı bilgi besleyen bir feedback sunucusu yazdım (bana verirler sanmıştım ama bütün krediyi Python + Pardus'a verdiler)(bunu da sineye çektim). PiSi'nin network işlerini kotaran kütüphanesini urlgrabber'a geçirdim (pek güzel oldu).

Bu girdi vesilesiyle günlüklerine uzun süredir ilgi göstermeyen arkadaşlarıma da sitem etme şansımı değerlendirmek istiyorum.



Tags: ben meren bey nasılım  Comments: 7
Nanoteknoloji, Biyoteknoloji ve Diğer Şeyler 13/09/2007, Thursday - 00:23

Son zamanlarda daha sık duymaya başladığım ve bir türlü doğru dürüst yanıt veremediğim "meren, sen ne yapıyorsun?" sorusuna tam anlamı ile olmasa da bir nebze fikir verebilecek, derli toplu, özet bir yanıt yazmaya karar verdim (fakat bunları okuyup sonra "meren, evladım sen bunları neden yapıyorsun?" diye sormaya başlarsanız darılırım). Yazmaya karar verdim, düşündüm ki böylece, 1. bundan sonra "ne yapıyorsun" diye soranları gönderebileceğim bir adres olur, 2. benim ne yaptığımla ilgilenmeyen fakat bu konularla popüler seviyede ilgili insanlara okuyacak bir şeyler olur, 3. çalıştığım konularla ilgili olan bir şey olan ve beni çok etkileyen bir mevzuyu (alpha-hemolysin mevzusunu) sizlerle paylaşmış olurum (bu arada bir önceki blog yazıma gönderdiğiniz düşünceleri derleyip toparlayacağım, unuttuğumu düşünmeyin) (kıymetli biyologlar, üstün körü tanımlarım ve hatalarımdan ötürü şimdiden sizlerden özür dilerim)(hepsinin ötesinde "bana ne bunlardan başka bir şeyin yok mu?" diyenler çıkabileceğini tahmin ederek geçenlerde bir photo-essay hazırladım, onlar da isterlerse onu okusunlar).

Peki. Pat diye bir giriş olacak, ama sonradan anlayacaksınız, merak etmeyin.

Nanoteknoloji, maddenin 1 mikrometreden -yani milimetrenin binde birinden- daha küçük boyutlarda kontrolü, bu boyutlarda makine ve/veya mekanizmaların inşa edilmesi ile ilgilenen uygulamalı bilim ve teknoloji alanına verilen isim. Kısaca "moleküler seviyede çalışan mikromakineler ile ilgilenen teknoloji" diyebiliriz. Geçtiğimiz yüzyılın sonlarına doğru gerekliliği daha da netleşen ve ispat niteliğindeki uygulamaları ortaya çıkmaya başlayan bu teknoloji ucuz ve verimli enerji üretimi, temiz ve yüksek verimli imalat, alışılmışın dışında etkin ilaçların üretimi, çok daha yüksek kapasiteli bilgi saklama ve iletişim araçlarının üretimi gibi -insanlığın daha da karanlık günlere gitmesi için- harika çözümler vaat ediyor.

Fakat maddenin atomik boyutlardaki mühendisliği kendi içerisinde büyük problemler barındırıyor.

Doğanın aksine, insanoğlu ihtiyaçlarını karşılamak için 'üretmeye' başladığı ilk günden bu yana top-down (yukarıdan aşağıya) bir yöntem izliyor. Örneğin biz tahta bir kaşık yapmak için elimizde bir bütün olarak mevcut olan bir odunu yontarak onu son işlevsel şekline kavuştururken, ağaçlar bizim kaşık yaptığımız odunu selüloz moleküllerini tek tek bir araya getirerek elde ettikleri hücre çeperleri yoluyla meydana çıkarıyor. Anlayış olarak birbirine tamamen zıt iki üretim yöntemi. Elbette biz de küçük şeyleri bir araya getirerek üretim yapıyoruz, fakat bu küçük şeyler, bir atom ya da sıradan bir molekül ile kıyaslandığında inanılmaz derecede büyük kalıyor. Dolayısıyla bizim bin yıllar sonunda elde ettiğimiz mühendislik birikiminin araçları, iş nanoteknoloji ve nanocihazlar olunca işlevlerini yitiriyor. Hatta bu mevzuları insanoğlunun aklına sokan Feynman'ın şöyle bir sözü var, durumu pek güzel ve hala geçerli şekilde özetleyen:

"The principles of pyhsics, as far as I can see, do not
speak against the possibility of maneuvering things atom
by atom. It is not attempt to violate any laws; it is
something, in principle, can be done; but in practice, it
has not been done because we are too big
"
-Richard Feynman

Bir diğer yandan çok çok küçük boyutlardaki maddelerin davranışını incelediğiniz zaman yer çekimi, eylemsizlik, sürtünme, yapışkanlık (adhesion) gibi yasaların işleyişini etkileyen faktörlerin çok çok değiştiğini görüyorsunuz. Bu da bizim mühendislik birikimimizi anlamsız hale getiren bir diğer gerçek. Hatta bu mevzu ile ilgili beni etkileyen bir örnek var, hemen paylaşayım: Suda yüzen bakteriler flagellum adında tirbüşona benzer bir kuyruğa sahipler. Bunu döndürerek suyun içerisinde yol alıyorlar. Suyun içerisinde fıtı fıtı ilerleyen bir bakterinin flagellum'unu döndürmeyi kestiğinde bir denizaltı gibi yavaşlayıp durmasını bekleriz değil mi? Fakat öyle olmuyor ve bakteri, flagellum dönmeyi durdurduğu anda duruyor, bir atom boyu dahi fazladan ilerlemiyor. Mesela o boyutlara inildiğinde hava ya da su içerisindeki moleküllerinin sergilediği muazzam Brownian motion, göz ardı edilebilir bit etki olmaktan çıkıyor, yer çekiminden filan daha önemli bir faktör haline geliyor.

Bunlar göz önünde bulundurulduğu zaman nanometre boyutunda bir şey inşa etmek için gereken araçları, bilgi birikimini ve deneyimi edinmenin neden çoğu durumlarda imkansız, mümkün olduğu durumlarda ise anormal derecede pahalı olduğu kolayca anlaşılabiliyor.

Diğer yandan, farklı bir bakış açısı ile, aslında bu konuda o kadar da çaresiz değiliz. Çünkü elimizde binlerce nano araç ile faaliyet gösteren bir sistem ve yaklaşık 50 yıldır bu sistem içerisindeki nanocihazlar ile başarıyla çalışan bir "biyoteknoloji" var. Biyoteknoloji yaşayan hücreler tarafından halihazırda yapılmış ve kullanılmakta olan nano araçları kullanarak belirli bir hedefte belirli bir görevi yerine getirecek özel molekülleri tasarlayabiliyor. Atomik seviyedeki işlerin nasıl yürüdüğünden bağımsız olarak biyoteknoloji sayesinde mutasyona uğramış proteinler, el ile dizayn edilmiş genetik kodlar üretmek (daha doğrusu hücrenin bileşenlerine ürettirmek) ve onların sonuçlarından faydalanmak şu gün itibarı ile her "ortalama laboratuvarda" gerçekleştirilebilecek şeyler. Biyoteknoloji, doğal nano makinelerin yapıları ve fonksiyonlarını anlamak ve onları spesifik işler yapacak şekilde kullanmak için çeşitli yöntemler geliştirmek için çalışan bir alan ve bu çalışmaların sonuçları nanoteknolojinin geleceğine de ışık tutabilecek nitelikte olabiliyor.

Nitekim doğal evrim, nanoteknolojinin çözüm bulmakta zorlandığı bir sürü soru için yanıtları ortaya koymuş durumda. Örneğin bir DVD üzerindeki bir mikrometrelik alana 1 bit bilgi depolanabilirken aynı uzunlukta bir DNA ipliği 70KB bilgi saklama kapasitesine sahip (yani bir DVD yüzeyini dolduracak kadar DNA toplayabilirseniz o DVD'nin kapasitesinin yaklaşık 50.000 katı veri taşıyabilirsiniz (fakat normal DVD okuyucular okumazlar, ona göre)). Bununla beraber bir hücrenin içerisinde ribosome gibi (kendisine verilen bilgiyi kullanarak protein üreten bir nano montajcı), ATP synthase gibi (elektrokimyasal enerjiyi kimyasal enerjiye, kimyasal enerjiyi elektrokimyasal enerjiye çeviren bir transformatör), myosin gibi (kimyasal enerjiyi mekanik enerjiye çeviren bir motor), lipid gibi (göreceli olarak büyük yapılar inşa etmek için kullanılan bir yapıtaşı (özünde bildiğimiz organik yağ)) normal mühendislik anlayışının bir anlamda aşina olduğu araçlar fink atıyorlar. İşin en güzel tarafı ise bu bileşenlerin bir çoğunun fonksiyonelliklerini belirli bir noktaya kadar hücre dışında da kaybetmiyor olmaları. Yani hücrenin bir bileşenini canlı olmayan (in vitro) bir ortamda kullanarak onun işlevselliğinden yararlanmak bir çok durumda mümkün.

Peki tüm bunlar elde olduktan sonra bazı pratik sorunlara biyonanoaraçları kullanarak çözüm bulmak mümkün olabilir mi?

Evet, olabilir (zaten bu noktada "hayır, olamaz" demeyeceğim belli, fakat uykunuz açılsın, kendinize gelin diye interaksiyon yapıyorum). Şu anda doktora yaptığım laboratuvarda belki de bu yaklaşımın en tatlı örneklerinden birisini kullanıyoruz, zira benim de bu yazıdaki amacım bundan bahsetmekti (buraya kadar yazanlar sizleri az sonra anlatacaklarıma hazırlamaktı (ne kadar başarılı oldum bilemiyorum tabi)).

Laboratuvar olarak yaptığımız şey çeşitli moleküllerin birbirleri ile etkileşimlerini test etmek. Bu moleküllerden birisi DNA ipliği diğeri bir oligonucleotide, ya da birisi bir protein diğeri bir antibody (antibody'ler de aslında Y-shaped protein'ler aslında fakat, işi anlaşılır kılmak için antibody deyip geçiyorum), ya da birisi bir DNA ipliği diğeri bir diğer protein olabiliyor. Bu arkadaşların birbirleri ile ilişkileri, örneğin laboratuvar ortamında dizayn edilmiş bir antibody'nin spesifik bir protein'e bağlanıp bağlanmadığı, bağlanıyorsa ne kadar kuvvetli bir şekilde bağlandığı, ne kadar süre ile bağlı kaldığı gibi bilgiler çeşitli hastalıklara var olan çözümlerden çok daha etkin çözümlerin bulunması için önemli bilgiler verebiliyor (biz özellikle AIDS üzerinde çalışıyoruz, ayrıntılara girmeyi çok isterdim, fakat çok kısaca anlatıp hemen anlamanızı sağlayabilecek kadar bilmediğim, yani bir Feynman olmadığım için bu konulara hiç girmiyor, pratik pratik devam ediyorum).

Yaptığımız deneylerde moleküllerin birbirlerine olan ilgilerini anlamak için bu iki molekülü bir jel içerisine koyuyoruz. Bu jel ortasında en ince yeri 1.4 nanometre, en kalın yeri 4 nanometre olan bir delik içeren bir katmana sahip. Bu delikten bir taraftan diğer tarafa doğru 120 pikoamplık bir elektrik akımı geçiriyoruz ve hassas ölçüm aletimiz ile iyon akışındaki değişimini takip etmeye koyuluyoruz. Moleküllerden ilki (örneğin protein) gidip bu deliğin kalın olan yerine sıkışıyor, delik fiziksel olarak küçüldüğü için elektrik akımı aniden düşüyor, daha sonra bu molekülün "elektrik sinyali cinsinden" ortaya koyduğu karakteristiği kaydetmeye başlıyoruz (her bir molekül kendi üç boyutlu yapısına has eşsiz bir örüntü sergiliyor). Daha sonrasında ikinci molekülü, örneğin bu protein ile etkileşiminin ne olduğunu öğrenmek istediğimiz anti-body'yi jel içerisine yerleştiriyoruz. Eğer gidip proteine yapışırsa elektrik akımındaki örüntü tekrar değişiyor ve bu değişik örüntü ile önceki standart örüntüyü analiz edip ikisi arasındaki etkileşimi anlamaya çalışıyoruz (bu sinyalleri analiz ederken Hidden Markov Model, Support Vector Machine gibi deha tekniklerden faydalanarak hazırladığımız yazılımları kullanıyoruz, bu teknikler de uygulamasını uzun uzun anlatmayı çok istediğim şeyler aslında, her neyse, belki bir sonraki sefere). Şimdi benim asıl değinmek istediğim konu yukarıda bahsettiğim "delik".

Herhangi bir nedenle 5 nanometreden küçük bir -çok afedersiniz- deliğe (nanopore) ihtiyacınız olduğunu düşünün (5 nanometre, milimetrenin ikiyüzbinde biri bu arada, bu bilgiyi de aklınızda tutun ki istediğiniz şeyin ne kadar küçük olduğunu daha iyi canlandıramayın kafanızda). Bu sorun ancak nanoteknolojinin çok yüksek bir maliyet karşılığında yanıtlayabileceği bir sorun. Eğer o kadar paranız yoksa ne olacak? Birileri bu noktada biyoteknolojinin ortaya çıkardığı bilgi birikimini kullanma zekasını ortaya koymuş ve biz de araştırmamızda aynı tekniği kullanıyoruz. Bu teknik ile elde ettiğimiz deliğin düşey kesiti yaklaşık olarak aşağıdaki gibi bir şey (mor bölge, sadece 65.000 atomdan oluşuyor (ve bu da beni hasta ediyor)):

Mor bölgeyi oluşturan şey az sonra nereden geldiğini anlatacağım alpha-hemolisyn. Yeşil bölge ise bildiğimiz hücre zarı (bilayer lipid membrane), fakat elbette bu esnada bir hücrenin etrafında değil, bizim jelimiz içerisinde.

Alpha-hemolisyn aslında Staphylococcus aureus isimli bir bakterinin ürettiği bir toksin. Bu bakteri bu toksini doğal ortamındaki kaynak savaşında çevresindeki yabancı hücrelerin zarında delik açmak, bu delik vasıtası ile karşı hücredeki küçük organeller, iyonlar, çeşitli mineraller ve ATP gibi yaşamsal önem taşıyan molekülleri kendisine geçirmek için kullanıyor. Yani aslında alpha-hemolisyn hücre zarı katmanında delik açma özelliğine sahip organik bir enstrüman.

Biz onu organik olmayan bir ortamda, 5 nanometreden küçük bir delik sahibi olmak için kullanıyoruz. Bu biyoteknolojinin nanoteknolojik ihtiyaçlara pratik anlamda verdiği ucuz ve etkin yanıtlardan sadece birisi.

(Son olarak eğer buraya kadar okuduğunuz halde bu mevzunun önemini şu anda anlamak istemiyorsanız, bir kaç yıl sonra nano askerlerim etrafınızı sardığında çok geç kalmış olabilirsiniz).



Tags: ben meren bey nasılım  süper olay  bunarı biliyor muyuz  makale tandansı  Comments: 21
Geliştirici Toplantısı Notları... 23/08/2007, Thursday - 15:15

Dördüncü Pardus Geliştirici toplantımızı nihayet dün yapabildik. Haliyle biriken konular yüzünden toplantı biraz uzun sürdü. Dileyenler toplantı özetini bu adresten okuyabilirler.

KDE4 geçişinden Contrib deposuna, Wiki sorumluluğundan GPLv3 tutumumuza, 2007.3'ten beklediklerimize kadar bir çok konuda tartıştık, uzlaşmaya varmaya ve kararlar almaya çalıştık.

Fakat hiç bir toplantıda çözemediğimiz bir konu vardı ki dünkü toplantıda da bu konu ile ilgili bir sürpriz yaşanmadı. Bu meşhur konu nitelikli geliştirici sayımızın azlığı, bu sayının Pardus'un bilinirliği ve kullanılırlığı ile orantılı şekilde artmayışı. "Nitelikli" kelimesinin önceki cümlede geliştiricinin sadece teknik bilgi birikimini işaret eden bir sıfat olmadığını, onunla beraber ya da onsuz, "sorumlu geliştirici", "etkin geliştirici", "tuttuğunu koparan geliştirici" gibi kavramları da kapsadığını farz edin.

Selim Ok'un toplantının sonuna doğru 700 küsur açık hatamız olduğunu, bununla beraber hata sayımızın artış trendi gösterdiğini söylemesinin ardından bir önceki paragraftaki gerçeğe bir kez daha ulaştık: 710 açık hatamız var, çünkü bir kısım geliştirici işlerin yolunda gitmesi için sabah GUI programlamak, akşam ise kernel ile uğraşmak gibi gerçekçi olmayan bir efor ortaya koymak zorunda, paketlere atanan hataların üstesinden gelinemiyor çünkü geliştiricilerin çoğunun üzerinde onlarca, kimilerinin üzerinde ise güncellemeleri takip etmenin, hataları çözmenin insan üstü bir efor gerektireceği kadar fazla sayıda paket var, projeye yabancı katkıcı çekmekte güçlük çekiyoruz çünkü İngilizce belgelerimizin sayısı çok sınırlı, Türkiye'den katkıcı bulmakta güçlük çekiyoruz, çünkü, çünküsünü bilemediğim bir takım sebepler söz konusu.

Öte yandan elbette hiç yeni, nitelikli geliştirici projeye katılmıyor değil. Fakat artan bilinirliği ile beraber Pardus'tan beklenenlerin zamana bağlı artış eğrisi ile Pardus'un geliştirici sayısının zamana bağlı artış eğrisi neredeyse birbirleri ile 90 derece yapacak.

Bir özgür yazılım projesi olarak belgelendirme, çeviri, paketlere ilgi alaka, var olan hataları çözmeye çalışma gibi noktalarda faaliyet gösterecek insanları bulmakta neden bu kadar güçlük çekiyoruz? Toplantıda bunlar konuşulurken Erkan Tekman'ın aklına güzel bir fikir geldi ve "geliştirici sayımızı artırmak için aklınıza gelen fikirleri uygun bir zamanda listeye gönderebilir mi herkes?" dedi... Eh, neden olmasındı, belki gerçekten güzel bir fikir çıkardı..

Ben de buradan şansımı deniyorum: Nitelikli geliştirici sayımızı arttırmak için aklınıza gelen fikirleri paylaşır mısınız?



Tags: pardus  Comments: 27
Pardus IV. Geliştirici Toplantısı 19/08/2007, Sunday - 12:46

Geliştirici toplantılarımızın dördüncüsünü -uzun bir aradan sonra- 22/08/2007 Çarşamba günü TSİ 21:00'da gerçekleştireceğiz. Toplantı yeri ilk iki toplantıda olduğu gibi irc.freenode.net sunucusundaki #pardus-devel kanalı. Bu arada daha önceki toplantılar ile ilgili bilgilere de bu bağlantılar ile ulaşılabilir:

Geliştirici listesindeki tartışmalardan görünen o ki toplantı gündemi yaklaşık olarak aşağıdaki gibi olacak. Toplantı ile ilgilenenler #pardus-devel kanalına gelip toplantıyı takip edebilir ya da toplantı sonrasında wiki'ye koyulacak toplantı raporunu okuyabilirler.

* 2007.3 için yol haritası
- Hangi özellikleri istiyoruz?
- Kaptana eklenecek çıkarılacak şeyler (contrib, gfx driver, network, v.b.)
* Genel işler
- GPLv3 / LGPLv3 tutumumuz ne olacak
- GPLv2 Only paketleri nasıl işaretliyeceğiz
- Translations.xml dönüşümü ne zaman yapılacak
- Packager tagında maintainer arayan paketleri işaretlemek
* 2008 için yol haritası
- Python 2.5 geçişi
- KDE4'e geçilecek mi?
- Contrib deposu ne olacak
- Devel deposu için buildfarm
- Contrib deposunun devel deposuna merge edilmesi
* Sosyal işler
- Wiki sorumlusu belirlenecek
- Distrowatch'a haber gönderme prosedürü belirlenecek
* Bugzilladaki hatalar üzerine konuşma

Wiki demişken, pardus-wiki de bir süredir yaşanan aksaklıklardan arınmış şekilde yeniden yayındaymış. Wiki'nin başına ardı ardına gelen talihsiz işler yüzünden çok fazla katkıcının motivasyonunu kaybettiğini biliyorum. Toplantı konularından birisinin de Wiki sorumluluğu ile ilgili olması yeniden katkı verecekler için bir teminat olabilir diye ümit ediyorum.



Tags: geliştiriciler için  Comments: 4
Yolculuk 29/05/2007, Tuesday - 20:48

Bu gün muhtemelen yaklaşık 4.5 milyar yıldır var olan Dünya gezegeni ve nispeten küçük bir yıldız olan Güneş için sıradan bir gündü. Lakin şu anda büyük çoğunluğu Güneş'in kendisini bitirmek pahasına sağladığı enerjiyi kainatın geri kalanının pek de gerekli bulmayacağı aşikar olan işler yapmak için kullanan 6.5 milyar kişiden benim de aralarında bulunduğum yaklaşık 18 milyon tanesi için bu gün, doğdukları andan itibaren Dünya'nın Güneş etrafında bir tam tur daha atmış olması açısından özel bir gün idi. Sadece bir kaçı ile tanışmış olduğum bu 18 milyon kişiden, tamamen kontrolleri dışında gerçekleşmiş bir takım olaylar sonucunda dünyaya gelmiş oldukları bu günü kutlayanlarını can-ı gönülden ayıplıyorum. Haberleri olsun.

Öte yandan bir aksilik çıkmazsa ayın 13'ünde Amerika'ya dönüyorum, tarih yeni netleşti, ilk kez duyanlar neden söylemedi diye kızmak yerine bana şans dilesinler; 2 hafta sonra buradayım diyerek çıktığım labdan 3 ay uzak kaldıktan sonra doktora ile ilgili kapatmam gereken arayı düşündükçe gözlerim doluyor (muhtemelen lab içerisinde kullandığımız tüm uygulamaları Erlang'a geçirme planlarımı duyunca da lab'dakilerin gözleri dolacak.. "Bomba gibi geliyorum" derdim ama inanıp uçağa almazlar diye korktuğum için demiyorum).

 

 

 

Bu arada, ayın 13'ünde İstanbul'dan Chicago'ya gideceğim ve New Orleans'a geçmeden önce Chicago'da mecburi bir 19 saat geçireceğim (teşekkürler THY, teşekkürler AA). Chicago'dan okuyanlar varsa ve o gün yapacak daha iyi bir şeyleri yoksa haber versinler, bendenizi zat-ı alîleri ile tanıştırmaktan ve hazırlamayı planladığım "Chicago'da 19 saat" isimli fotoğraf koleksiyonumda kendilerine yer vermekten gurur duyarım.

Öte yandan şu bir kaç ayda öyle şeyler oldu ki "gidiyor olmaktan ötürü sevinmiyorum" desem yalan olmaz. Hayat ne kadar da sürpriz meraklısı.



Tags: ben meren bey nasılım  new orleans  Comments: 9
ve Artvin Yolculuğu Biter.. 27/05/2007, Sunday - 18:23

Didem, Doruk ve Koray ile beraber çıktığımız Artvin yolculuğundan 8 gün sonra döndük. Çok enteresan şeyler yaşadık, harika insanlarla tanıştık, sohbet ettik. Hiç hesapta yokken planlanan bu yolculuk Amerika'ya gitmeden önce hiç beklemediğim bir sürpriz idi kesinlikle. Yolculuğun bir yerinde Koray'la Anadolu'nun bir insan ömrü boyunca dolaşmak ve anlamak için çok büyük ve zengin olduğunu bir kez daha tasdik ettiğimizi konuştuğumuzu hatırlıyorum.. 

Artvin'e gidiş ve dönüş yollarımız 

Böyle bir tatil tek başına da çok keyifli olabilirdi, fakat bize bu yolculuğun en anlamlı anlarını yaşatan Borçka Ticaret Meslek Lisesi ve Borçka Anadolu Meslek Lisesi'nin ilerici öğretmenlerine, okul müdürü Aslan Atan hocamıza ve Borçka Kaymakamı Hüseyin Gökdemir'e gönülden teşekkür ederim. Seminer salonunu dolduran öğrencilerin yoğun ilgisi ve sıcakkanlılıkları bizi o kadar şaşırttı ki her birimiz daha evvel onlarca seminerde konuşmuş insanlar olarak "heyecanlandık" ve neredeyse "konuşamadık". Borçka'nın derelerini tepelerini aşıp gelen ve salonu dolduran -tahminimce- 400'den fazla öğrencinin bir tanesine dahi özgür yazılımı, Pardus'u ve neden önemli olduklarını anlatmayı başarabildiysek gönül rahatlığı ile onca yola değdi diyebilirim. Daha önce de söylemiştim, tekrar ediyorum: liselere daha fazla ehemmiyet göstermek gerekli (Necdet Yücel ve çalışma arkadaşlarının projesi çok önemli bir boşluğu doldurarak materyal eksiğinin tamamlanmasında rol oynayacak diye umuyorum). Mümkün olsa tüm liselere tek tek gitmek gerekli. Öte yandan liselerde görev yapan genç ve dinamik bir öğretmen kadrosu ile açık fikirli yöneticilerin nelere vesile olabileceğini gördükten sonra "darısı her lisenin başına" diyorum.

Borçka'da aile fotoğrafı

Borçka semineri vesilesiyle çıktığımızı seyahat boyunca Ankara - Kırıkkale - Çorum - Tokat - Ordu - Giresun - Trabzon - Rize - Artvin - Erzurum - Erzincan - Sivas - Yozgat - Kırıkkale - Ankara patikasından geçtik. Tokat'ta -ayıptır söylemesi- Tokat Kebabı, Erzurum'da Cağ Kebabı, Artvin'de Kuymak, Barhal'da Civil ve Siron yedik. Hopa'ya kadar gelmişken Gürcistan sınırına gidip "biz içeriden anlayamadık, bir  de dışarıdan bakalım bakalım" dedik, Artvin'in doğasını katleden utanç abidesi barajlar silsilesinin ilk adımı olan Borçka Barajına taş attık, Trabzon'da Serbülent Ünsal'ı yanımıza katıp Sümela Manastırı'na gittik, Tortum şelalesinin buharında ıslandık. Sarı Ahmet Oğlu Bekir Dede ile sohbet ettik. Keşke tek tek anlatmak mümkün olsa.. Yolculuk boyunca benim objektifime takılanların bir kısmını -ruhumun kalan kırıntılarını da Google'a satıp- buraya koydum (Koray'ın çektiği Lomo'ları ise ayrıca görmelisiniz).

Çok şey yaşandı bu yolculukta, fakat benim açımdan en güzel tarafı 10 yıl sonra nüfus cüzdanımda yazan adrese, Artvin ilinin Yusufeli ilçesinin Barhal (Altıparmak) köyüne gitmiş olmak ve doğal güzellikleri ile bir günlüğüne de olsa özlem giderip üstüne üstlük Koray, Didem ve Doruk'a gösterme şansı yakalamış olmamdı. Bizi -kendilerini ne kadar özlediğimi ancak görünce anladığım- Ahmet Pehlivan ve Mustafa Pehlivan, Maçkatlar'daki Marsis Pansiyon'da misafir ettiler, sağ olsunlar.

Yolculuk boyunca gördüklerim ve duyduklarım neticesinde yüreğimi parçalayan bir konu olan baraj projeleri ile ilgili bir yazıyı da Moleschino'ya yazacağım. Şimdi ise rüyadan uyanma ve realiteye konsantre olmaya çalışma zamanı...



Tags: seminer  şehirler arası  ben meren bey nasılım  pardus  süper olay  fotoğraf  etkinlik  eş dost ekip kümesi  Comments: 5
YALI ve PiSi için Modül/Sınıf Bağımlılıkları 17/05/2007, Thursday - 19:58

Snakefood'a YALI ve PiSi'nin modül bağımlılıklarının haritasını hazırlattım (süper uygulama). Az sonra yola çıkacağım için ayrıntılı inceleyemedim henüz, siz bakarsınız artık.

 

Yalı modül bağımlılıklarıPiSi modül bağımlılıkları..

 



Tags: pardus  meren faktörü  geliştiriciler için  Comments: 4
Dan Osman 15/05/2007, Tuesday - 00:23

Önümüzdeki hafta Doruk Fişek ve Koray Löker ile, Didem Kamoy'un kaptanlığı ve önderliğinde taa Artvin'e gidiyoruz. İki adet seminer vereceğiz Borçka'da. Bu sayede hem kimselerin gitmediği bir ilimizde verimli bir etkinliğe vesile olacağız hem de Amerika'ya gitmeden önce yıllardır bir türlü göremediğim, yıllardır özlediğim Artvin'i görme şansı yakalamış olacağım.

Lise yıllarında amatör bir şekilde kaya tırmanışı ile ilgileniyordum. Maceralarımın neredeyse tamamı Artvin ve dolaylarındaki dağların kayalıklarında geçti. Bir ihtimal kayda değer bir free-soloist olabilecekken bir kaç metreden düşüp dizimi sakatlayınca bu defter ebediyen kapanmış, geriye ise şimdi insanlara anlattığım bir kaç "ben, meren bey, az kalsın nasıl ölüyordum" anısı kâr kalmıştı. Her neyse.. O zamanlar adı aklımdan hiç çıkmayan 5.14 dereceli bir kaya tırmanışçısı vardı. Hastası idim kendisinin. Tabi o dönem Internet filan olmadığından (Internet vardı da, bizde yoktu), bu abimiz ile ilgili bir parça materyal ile gelene 40 yıl köle olma eğilimindeydim. Esnek dağcı ipi ile bungee jumping'i icad eden, 1000 metrelik atlayışları ile, bir toz torbası bir de ayakkabıyla ipsiz/emniyetsiz çıktığı inanılmaz kayalar ile tam bir idol idi benim için. İşte bu adam bir çoğunuzun tanımadığına emin olduğum ve fakat ismini duymuş olmanızı istediğim kişi Dan Osman'dı ('den ozmın' şeklinde okuyunuz). Ya da dağcı kitle içerisindeki adı ile Dan-O, ya da tam adı ile Daniel Eugene Osman. Yazının sonunda iki küçük video bağlantısı verip isterseniz kendisini biraz daha fazla tanımanızı sağlamaya çalışacağım.

Dan Osman 

Yıllar sonra Artvin'e gidiyor olmam vesilesiyle tahmin edebileceğiniz bir iterasyonun ardından aklıma Dan Osman geliverdi, ne yapıyordu acaba. Hem büyük bir heyecanla hem de biraz çekinerek YouTube'e gittim hemen. Bir videonun altındaki "R.I.P." yorumunu görünce "hayır ya" dedim, biraz araştırınca da 1998 yılında, benim bu işlerden elimi ayağımı tamamen çektiğim ve Dan Osman'ı düne kadar unuttuğum zamanlardan 1 yıl kadar sonra Yosemite Ulusal Parkı'nda 1200 metreden düştüğünü ve öldüğünü öğrendim. Syd Barrett ve Oğuz Atay'ın ölümlerine üzüldüğüm kadar üzüldüm. Gidip USENET'teki rec.climbing alanına atılmış ölüm haberini buldum. Free solo yaparken değil de Yosemite'te ipli bir atlayış esnasında düşmüş olması da ayrıca üzücü geldi. Koparak düşmesine neden olan ipi bilirkişi olarak inceleyen bir başka dağcının yazdığı ve Osman'ın ölümü ardından çıkan spekülasyonlara son vermek için 1998'de USENET'e gönderdiği makale de burada.

Free Soloing yapanlar bu sporun doğası gereği ölüm ile her an burun burunalar bir yerde. Bu insanların motivasyonunu anlamak/anlatmak pek kolay olmuyor. Sonuçta herhangi bir şey yapan herhangi bir insanın motivasyonunu anlamak kolaymış gibi düşünmek de saçma bence ama extreme sporlarla uğraşan insanlar daha bir uzaylı muamelesi görüyorlar. Son verdiğim bağlantıdaki makaleyi yazan Chris Harmston şöyle açıklamış, pek anlamlı geldi bana:

(...) I have nearly killed myself several times due to falling off
5.8.  I am a climber, climbing eventually involves falling, which may
very well kill or maim me. Most people, including myself, would
consider me to be reckless because of how I climb.  I climb for my own
reasons and no one else's.  I don't care what people think about me in
general.  Why Dano jumped off cliffs is his own personal choice that
nobody has a right to argue against, even if he had children in my
opinion.  I certainly have no right to judge his reasons for doing what he
did.  I respect Dano for pushing the limits way way beyond where they had
been previously (...)

Bir çok meşhur free solo tırmanışçısı var. Bunların bir çoğunu izlerken bu işi ne kadar dikkatli yaptıklarını görebiliyorsunuz. Birisinin bu kadar riskli bir şeyi yaparken dikkatsiz davranması elbette olumlu anlamda ön plana çıkarılacak bir şey değil, fakat Dan Osman'ı izlerken onun kendisi için izleyenlerden daha az endişelendiğini hissetmek garip bir histi gerçekten. Mesela ben onu izlerken, onun hayatı da en az benimki kadar değerli olmasına rağmen benim asla sahip olamayacağım bir cesarete sahip olduğunu görüp kendimi küçücük hissederdim. Hatta kendimi biraz büyücek hissetmek adına gözüme kestirdiğim, yerin normaline paralel bir kayanın tam yarısında 20 dakika elimi atacak yer bulamayıp, ağaçta kalan kediler gibi miyavlamaya başladığımda, bu küçücüklük hissinden arınmak için en iyi ihtimalle farklı yollar bulması gereken bir insan olduğumu anlamıştım. Halâ o gün aklıma geldikçe "korkuma yenilip yer çekiminin bana tavsiye ettiği şeyi yaptığım için kendime laflar hazırlamak" ile "akıllı ve soğukkanlı davranışım yüzünden kendime iltifatlar düzmek" arasında gidip geliyorum mesela. Bir dönüm noktası idi benim için bu olay ve Dan denen adamın bir çok insanda olmayan neye sahip olduğunu pek iyi anlamama vesile olmuştu. Arkadaşları tarafından sessizliği, sakinliği ve sıcaklığı ile bilinen bu adam bir çok kişinin kahramanı idi diye düşünüyorum. Ölümünü öğrendikten sonra insanların onu tanımasını sanki bana ait bir sorumluluk gibi addetmiş olmamın arkasında da belki bu var, bilemiyorum.

Dan Osman'ın nasıl bir tırmanışçı olduğunu görmek için önce bunu izleyin: http://youtube.com/watch?v=Fpm0m6bVfrM. Biraz daha fazla fikir sahibi olmak isterseniz de ardından şunu izleyin: http://youtube.com/watch?v=viy9pWTGNys. Dan Osman'ın varlığından haberdar değildiyseniz bir miktar tanımış olmaktan pişman olmayacaksınız diye tahmin ediyorum. Huzur içinde yatsın.



Tags: bunarı biliyor muyuz  buna üzüldük  makale tandansı  Comments: 10
İki Pardus İncelemesi 13/05/2007, Sunday - 20:39

İlki bir incelemeden ziyade bir makale ve doğrudan Pardus ile ilgili değil aslında, sadece içinde Pardus'taki Python kullanımına çeşitli atıflar bulunuyor: Rethinking the Linux Distribution. George Belotsky tarafından yazılmış, O'Reilly'de yayınlanmış, ardından Slashdot'ta da haber yapıldı. Eren Türkay ulaştırmıştı.

İkincisi ise Steven York tarafından yazılmış bir inceleme yazısı: Review: Pardus Linux 2007.1. Steven'ın incelemesini, okurlarına "bana incelemek için bir Linux dağıtımı önerin" diye sorduktan sonra gelen Pardus önerileri üzerine yazmış olması da Pardus'un bilinirliğinin  yavaş yavaş artmaya başladığını gösteriyor. Bunu da Fatih Aşıcı haber verdi.

Bu da "ama bu haksızlık" bonusu:

 



Tags: pardus  haber  geliştiriciler için  Comments: 3
BÖTE, Özgür Yazılım, Pardus... 12/05/2007, Saturday - 20:17

Önceki günlük girdimde de bahsettiğim gibi sevgili Faik Uygur ile beraber Ege Üniversitesi'ndeki I. BÖTE Kurultayı'nda bir Pardus semineri verdik. Bir çok üniversiteden gelen BÖTE öğrencileri ve öğretim üyeleri ile sohbet etme ve fikir alışverişinde bulunma imkanı yakaladık.

BÖTE'ler Türkiye'nin bilişim geleceğinin kaderini etkileyecek bir öneme sahip olan insanları yetiştiren bölümlermiş de haberim yokmuş. Kendileri de doğru şekilde tanınmadıklarından muzdariptiler. Ben bile bu işlerin nispeten içinde bir insan olarak BÖTE'lerin ilk ve orta öğretim için "bilgisayar öğretmeni" yetiştiren bölümler olduğunu düşünüyordum. Cahilliğime doymayayım.

BÖTE'nin açılımı "Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi" (="Computer Education and Instructional Technologies"). İdeal dünyada bir BÖTE mezununun vazifesi görev aldığı ilk veya orta öğretim kurumundaki derslerin bilgisayar desteği ile nasıl daha etkin bir şekilde verilebileceğini araştırmak ve planlamak olması gerektiğini anladım konuşulanlardan (bir analoji ile zenginleştirmek gerekirse, bir FRP partisindeki Bard gibi düşünebilirsiniz kendilerini). Örneğin Anadolu Üniversitesi'nin BÖTE Bölümünün araştırma konuları bu konuda daha net bir fikir verecektir:

Bu şekilde incelendiğinde BÖTE bölümlerinin mezunları gittikleri okullardaki öğrencilerin ve öğretmenlerin bilgisayarla  doğru bir şekilde tanışmalarını sağlayan, bilgisayardan nasıl faydalanabileceklerini gösteren bilge kişiler pozisyonundalar. Katıldığım oturumlarda edindiğim izlenime göre Milli Eğitim Bakanlığı ve Okullardaki anlayış ve beklenti bundan bir miktar farklı; yine katıldığım oturumlarda edindiğim izlenime göre BÖTE'ler hali hazırda, mezunlarının sadece birer "bilgisayar öğretmeni" olmadıklarını anlatma savaşını veriyor ve vazifelerinin doğru şekilde anlaşılması için çabalıyorlar. Bu savaş bizim katkıda bulunabileceğimiz bir şey değil. Fakat bunun dışında, bizim de yapmamız gereken bir şey olduğunu düşünüyorum.

BÖTE'ler bulundukları konum itibarı ile özgür yazılım ve faydalarının ilk ve orta öğretim kurumlarında eğitim gören genç dimağlara ulaşmaları noktasında kilit bir rol oynayabilirler. Fakat gördüğümüz kadarı ile bırakın gittikleri yerde bahsetmeyi ve kullanmayı, şu anda tabi oldukları eğitim sistemi dolayısıyla kendilerinin tanışmaları dahi olsa olsa rastlantı olarak nitelendirilebilir.

Biz de bu noktada Ege Üniversitesi'nde bir kaç ilerici öğrencinin atılımı ile gerçekleştirilen BÖTE Kurultayı'na özgür yazılımı, Linux'u anlatmaya, önemlerini vurgulamaya, kendilerini Pardus'tan haberdar etmeye ve Pardus'tan neler bekleyebileceklerini öğrenmeye gittik. Temelde amacımız "elimizde bunlar var, sizin neye ihtiyacınız var?" sorusunu sormak, karşılıklı fikir alışverişinde bulunmaktı. Öncesinde Faik'le beraber aşağıdaki sunumu hazırlamıştık (hatta daha sonrasında bu alışılmadık sunum tekniği ile ilgili olumlu eleştiriler aldık):

BÖTE kurultayı mind map sunumu

Faik sunumun bir bölümünde Kdeedu paketi içerisinde gelen uygulamaların bazılarını tanıttı. Bu uygulamaların verimli görünüp görünmediğini öğrenmek istedik. Gelen tepkiler fena değildi, Türkçe ve Türkiye ile ilgili eksiklerinin kapatılması halinde kullanışlı göründüklerini söylediler. Belki bu konuda BÖTE öğrencilerinin de katılarak destek ve önerileri ile yönlendirecekleri bir "yerelleştirme/uyarlama projesi" başlatmak ve bunu duyurmak, daha sonrasında çalışma sonuçlarını tüm BÖTE bölümlerinde tanıtmak gerçekten gerekli.

Öte yandan BÖTE öğrencilerinin bir diğer isteği de işlerinin bir kısmını oluşturan "eğitim yazılımı geliştirme" ortamını tanıtan materyaller. Örneğin görsel, interaktif eğitim uygulamalarının açık sistemler üzerinde nasıl oluşturulabileceğine dair bir NASIL belgesi (HOWTO), onların takip edip öğrenerek kendi işlerini Linux üzerinde de görebilmelerini sağlayacaktır. Bu NASIL belgesi içerisine web sayfası hazırlamak için gerekenler de, görsel programlama dilleri ve geliştirme ortamlarının tanıtılması da giriyor. 

Bir süre aklımızın bir köşesini bu konularda neler yapılabileceğini düşünmek için kullansak harika olur. İlk proje (yerelleştirme/uyarlama) için de ikinci proje (yazılım geliştirme ortamı ve araçlarının tanıtımı/anlatımı) için de sonuçlarını hemen hayata geçirip önlerine koyabileceğimiz, yol haritası bizim kontrolümüzde olan bir işletim sistemi ortamının elimizin altında olması da çok büyük bir avantaj bence.

BÖTE'leri özgür yazılım ile tanıştırmak, onları bu sistemler üzerinde etkin üretim yapan ve bu sistemleri kullanan insanlar haline getirmek Türkiye'ye, sonuçlarını hemen göremeyeceğimiz bir avantaj sağlayacak diye düşünüyorum. Kimse, BÖTE öğrencileri de, bu bölümlerin öğretim üyeleri de özgür yazılım ve Linux'un felsefi temellerinin gücüne ve kullanılmalarının gerekliliğine muhalefet etmiyor; herkes "keşke kullanabilsek" diyor. Onlara yardımcı olmaya çalışmak, sorunlarını çözmek için uğraşmak bu ülkedeki özgür yazılım bilişimcilerinin ve savunucularının görevlerinden birisi bana kalırsa. İnanıyorum ki eğer organize olup başlayabilirsek, bu çalışmalar hep bahsettiğimiz özgür yazılım ve Linux kullanımının önündeki "kırılamayan alışkanlıklar" problemini bertaraf etmiş olmak gibi bir sonucu bir kaç yıllık süreçte beraberinde getirebilir.



Tags: seminer  pardus  etkinlik  bu senin kendi düşüncen hocam  geliştiriciler için  bunarı biliyor muyuz  makale tandansı  Comments: 7
BÖTE Kurultayı + III. Pardus Geliştirici Toplantısı 08/05/2007, Tuesday - 22:23

Pardus geliştiricileri olarak üçüncü IRC toplantımızı Şenlik dolayısıyla hatırı sayılır bir geliştirici kitlesinin Ankara'da olacağından hareketle ODTÜ kampüsünde faaliyet gösteren Çatı Kafe dolaylarındaki bir ağacın gölgesine denk gelen çimenlerin üzerinde gerçekleştirdik. Toplantıda tartışılan konular ve alınan kararlar, gelişmeleri takip eden ve olacakları merak edenler için burada yer alıyor.

Toplantı esnasında Ekin'e güncellemelerin takibi ve depolara ilişkin duyuruların hazırlanması işini kolaylaştırmak için destek olabilecek bir gönüllüye ihtiyaç olduğu ortaya çıktı. "Ben bu işi kıvırırım" diyenlerin bu konuda desteğini bekliyoruz.

Oğuz Yarımtepe bu günlerde http://paketler.pardus.org.tr adresinde çalışacak ve depolar ile ilgili istatistikleri tutacak, django çatısını kullanan bir web uygulaması üzerinde çalışıyor. Hazır olduğunda kolaylıkla "şu tarihten bu güne depoya eklenmiş paketleri göster", "şu tarihten bu güne değin depoda güncellenmiş paketleri -güncelleme tipine göre- göster" benzeri sorguları da iki tıklama uzaklıkta olabilecek muhtemelen. Dolayısıyla gönüllü olacak ve bu işin sorumluluğunu alacak kişi yüksek olasılıkla bir süre sonra takip etme konusunda epey rahatlayacak.

BÖTE Kurultayı:

Bu arada 10 Mayıs'ta Faik ile beraber, bu yıl ilki Ege Üniversitesi'nde düzenlenen ve açılış konuşmasını Mustafa Akgül hocanın yaptığı BÖTE Kurultayı'nda 2 saatlik bir konuşma yapacağız. Etkinlik ile ilgili bilgi kendi web sayfasında ayrıntıları ile verilmiş (emeği geçenlerin ellerine sağlık). Sayıları 1000'e yaklaşan BÖTE öğrencisi arkadaşımız ile buluşacağımız için biraz heyecanlıyız. Kendilerini özgür yazılımlar ve Pardus ile tanıştırmayı, özgür yazılımların onların işlerini yapmalarını nasıl kolaylaştırabileceğini karşılıklı konuşmayı düşünüyoruz. Umarım verimli geçer. Fikir alışverişimizin sonuçları muhtemelen buradan paylaşacağım.

Faik ile beraber biraz radikal bir sunum tekniği üzerinde uzlaştık. Hayat kurtarıcı, gönüllerimize sarsılmaz bir taht kurmuş müthiş uygulama FreeMind'ı, doğrudan sunumu gerçekleştirmek için kullanacağız.

BÖTE kurultayı taslağımız..

Eğer bu yolla aklımızdakileri aktarmakta gerçekten umduğumuz kadar başarılı olursak bundan sonra ne OpenOffice.org'un ne de Beamer'ın yüzüne bakarım sunum hazırlamak için.



Tags: seminer  pardus  haber  süper olay  geliştiriciler için  Comments: 6
Şenlik Hatırası 08/05/2007, Tuesday - 15:19

Daha önce de defalarca dile getirdiğimiz gibi neredeyse hepimiz sözümüzü tutmuştuk ve Ankara'da, ODTÜ'nün ev sahipliği ile  gerçekleşen VI. Linux ve Özgür Yazılım Şenliği'nde idik. Çok daha geniş katılımlı bir fotoğraf vardı, fakat şenlik hatırasının hatırına bu fotoğrafa yer vermeye karar verdim:

Şenlik Hatırası.. 

Şenliğe gitmeden önce nasıl bir etkinlik olacağına dair bir takım tahminlerim vardı elbette. Bu tahminler ile ilgili yanıldığımı söyleyebilmeyi dilerdim, fakat neredeyse her şey benim açımdan beklediğim gibi idi. Önceki senelerde güzel yapılan şeylerin büyük bir kısmı yine güzel, önceki senelerde acemice yapılan işler yine acemice idi. Bu şenliği de biz bize geçen, amacını ortaya koyamamış bir diğer şenlik olarak bir kenara üzülerek not etmekte bir beis görmüyorum. Bununla beraber organizasyonun gerçekleşmesi için özveri ile çalışmış herkese teşekkür ederim. Umarım bir sonraki sene bu etkinliği yineleyecek olanlar bu şenliği beğenmemişlerdir.

Pratik bir faydası olmayan bir şeyin pratik bir zarara da neden olmayacağını düşünmek ve bunu sürdürme noktasında "zararı yok en azından" düşüncesinden kuvvet almak takdiri hak eden bir iyi niyet gerektirir; sonuçta herhangi bir sistemin varlığını sürdürmesi ancak başka bir şeylerin tükenmesi ile mümkündür.

LKD oturumunda da dile getirmeye çalıştığım gibi, savunduğu ve temsil ettiği değerlerin savaşını aktif bir şekilde veremeyen, duruşunu ortaya koyarken radikal olamayan bir oluşumun nitelikli popülasyonu çok doğal nedenlerle artış filan göstermez, en iyi ihtimalle yerinde sayar, çoğunlukla ise tükenenler yüzünden azalır. LKD'nin içerisinde bulunduğu durumun da bundan pek farklı olmadığını, etkinliklerinin de yine doğal bir şekilde bu halinden nasibini aldığını düşünüyorum. Çene yorgunluğu dışında katkımızın olmadığı üretimler etrafında biz bize toplanmamızda bence bir sakınca yok. Yine biz bize, birbirimize ödül vermemizde de bence bir sakınca yok... Fakat bunlara rağmen tatmin olmuş bir şekilde dağılıyor ve birbirimizi tebrik ediyorsak, işte burada bir sakınca olduğundan bahsedilebilir. Bu sakıncanın narin tarafı ise, bir sene sonra kendimizi aynı şeyleri aynı samimi ümitle tekrar eder bulduğumuzda kendisini çoktan unutacak oluşumuzda gizlidir. Bazılarımız yine özveri ile taşın altına elini sokarken bazılarımızın aklına Einstein'ın bir sözü geliverir: "Delilik, aynı şeyi tekrar tekrar yapıp her defasında farklı bir sonuç çıkmasını beklemektir".



Tags: şehirler arası  didaktik ekol  fotoğraf  etkinlik  bu senin kendi düşüncen hocam  Comments: 3
Translations.xml 29/04/2007, Sunday - 22:20

Ben Meren Bey Nasılım paragrafı: Normalde bu gün şenlik öncesinde biraz vakit geçirebilmek için Ankara'da olacaktım. Fakat o kadar hasta oldum ki bunu atlatmadan yola çıkmayayım istedim. Sonra aylar sürüyor, bir türlü geçmiyor (hemen aklıma 2 yıl önce kış başında hastalanıp kış sonuna kadar iyileşemeyişim geldi). Muhtemelen yarın yola çıkacağım (Koray bey duydunuz mu).

ne yaptın pitırcığım

Bir süre önce PiSi paketlerinin özet ve açıklamalarını tutan Summary ve Description imlerinin yerelleştirmelerini pspec.xml'in dışına almaya karar vermiştik, geçen IRC toplantısında da bu işi devel deposu için sonuçlandırmaya karar verdik. Böylece translations.xml'ler kendi başlarına semirebilecekler, özet ve açıklaması 20 ayrı dile çevrilmiş bir paketin pspec.xml dosyasının yarısı özet ve açıklama ile dolmayacaktı. Örnek bir translations.xml dosyası şu adresten görülebilir: http://svn.pardus.org.tr/pardus/devel/kernel-xen/dom0/kernel-dom0/translations.xml. Belgeleri de güncellemek gerek tabi.

Çeviri sürecinde ise bir değişme olmadı, translations.xml dosyası elle güncellenecek bir dosya değil, yine tüm yerelleştirme verisi po dosyalarından geliyor ve otomatik güncelleniyor olacak (yani bir dil için çeviri eklenecekse bunun po üzerinden yapılmasını istiyoruz). Örneğin devel deposundaki paketlerin Türkçe özet ve açıklamalarında şu anda eksik olduğu görülen 485 iletinin bir kısmını çevirmek isterseniz yapmanız gereken tek şey bu adresteki po dosyasını indirmeniz, -örneğin kdesdk paketi içerisinden çıkan kbabel ile- canınız sıkılana kadar çevirdikten sonra po dosyasını Görkem Çetin'e göndermeniz. Tabi çalışmaya başlamadan önce aynı işi aynı anda bir kaç kişinin yapma olasılığını ortadan kaldırmak için Türkçe listemize haber vermek isteyebilirsiniz.

Notlar:



Tags: ben meren bey nasılım  haber  süper olay  geliştiriciler için  Comments: 3
Dilinize Sürpriz Yapın 27/04/2007, Friday - 14:57

Özellikle PiSi Paket'i ile "Hello World" demiş, dpkg hakkında ise fikir ve deneyim sahibi olmayan paketçilerin izlemesini tavsiye edebileceğim bir video:

http://showmedo.com/videos/video?name=linuxJensMakingDeb

 

Tamamen ilgisiz not: Günlüğümün yorumları açık, fakat katı bir moderasyon var. Yorum kısmında güzel şeyler dönebilme ihtimalini toptan çöpe atıp yorumları kapatmak yerine saldırı temalı yorumları onaylamamaya, moderasyona keyfiyet faktörü katmaya karar verdim.



Tags: geliştiriciler için  Comments: 6
Seminer Hatırlatması.. 24/04/2007, Tuesday - 22:46

Yarın Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi'nde saat 13:30'da başlayan iki adet Pardus semineri var. Belki gelmek isteyebileceklere haber vermek istersiniz diye hatırlatayım dedim.

Bu arada ilgisiz bir konu, NASA'nın ikiz Solar Terrestrial Relations Observatory (STEREO) isimli uzay araçları Güneş'in ilk üç boyutlu görüntülerini bilim insanlarına sağlamış. NASA'daki arkadaşlar 3D imajları görünce eminim sevinçten çıldırmışlardır, fakat ben iki boyutlulardan daha çok etkilendim ("o kadar masrafa gerek yokmuş, bence 2D imajlar da çok güzel" diye e-posta attım kendilerine, yanıt bekliyorum). "Bir bakayım" diyenler buyursunlar: http://www.nasa.gov/mission_pages/stereo/news/stereo3D_press.html.



Tags: seminer  pardus  haber  Comments: 4
Pardus Staj Başvurularına Dair.. 24/04/2007, Tuesday - 15:58

Yaklaşık bir ay süren ve 20 Nisan'da sona eren staj başvuru sürecinin ardından staj başvurularını sonuçlandırdık. Değerlendirme süreci Barış'ın da söylediği gibi hayli yoğun ve yorucu oldu. Kimi adayların fikirlerini ve motivasyonlarını defalarca okuduk, gönderdikleri örnek projeleri inceledik, insanların kendilerini ifade etmekte güçlük çekebileceğini de hesaba katıp Internet'ten kendileri hakkında fazladan bilgi bulmaya çalıştık ve 170 başvuru arasından adil bir seçim yapmaya gayret ettik.

Gelen başvuruların çok büyük bir kısmı zaten daha öncesinde de tahmin ettiğimiz gibi üniversite öğrencilerine aitti. Bununla beraber bir miktar lise öğrencisi de stajı başvuruları ile ilgi gösterdi. Öğrenciler adına gelişmeleri takip edip onları yönlendirmeye çalışan Lise öğretmenlerine kendi adıma teşekkür etmek istiyorum. Salihli Kız Anadolu Meslek Lisesi, St. Georg Avusturya Lisesi, Beyoğlu Teknik Lisesi, Robert Koleji, Tuzla Anadolu Teknik Lisesi, Trabzon Yomra Fen Lisesi ve Çankaya İMKB Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi'nden birer, Bucak Endüstri Meslek Lisesi'nden iki, Lüleburgaz Anadolu Teknik Lisesi'nden ise üç başvuru elimize ulaşan tüm başvurular arasından değerlendirmeye alınmıştı.

Başvuruların okul dağılımı..

 

Cinsiyet dağılımı beklediğimiz gibi erkek baskın idi. Bu konuda olsa olsa pozitif ayrımcılık yapacak insanlar olduğumuz için ve değerlendirme açısından neredeyse hiç bir etkisi olmamasına rağmen sadece istatistiksel bir bilgi olarak not almayı uygun görmüştüm.

Cinsiyetlerine göre adayların dağılımı

 

Gelen başvuru e-postaları çoğunlukla CV, kaynak kod ve niyet mektubu gibi ek materyaller içeriyordu haliyle. Dosya formatlarına gösterilen itinanın belirleyiciliği başta bir tartışma konusu idi. Örneğin "doc" uzantılı başvuruları değerlendirmeye dahi almaksızın geri çevirmek bile gündeme gelmişti. Sonuçta Pardus'un savunduğu değerler ve amaçları hakkında bu kadar bilgisiz olan ve en ufak araştırma yapmadan başvuru yapan kişiler ile ilgili ön yargısız davranmak pek kolay olmayacaktı. Fakat neticede bu başvuruları da kabul etmeye ve böyle bir sebeple insanları elememizin doğru olmayacağına kanaat getirdik. Yine de tablo son derece hazin idi. 

dosya uzantılarına göre başvurular..

 

Kimi zaman bir satır kodun bin satır kelimeden daha belirleyici olabileceği mottosundan yola çıkarak başvuru sahiplerinin daha önce yaptıkları projelere ilişkin örnek kodlar göndermelerini bekledik. Bizce bu hem bir cesaret örneği hem de başvuru sahibinin kendine güvenini gösteren bir nokta idi. Kod örneği göndermeyenleri elemedik ya da bu durum onlar hakkındaki değerlendirmemize büyük bir eksi olarak yansımadı, fakat başvurular arasında sadece gönderdiği kod örneğinin bize anlattıkları, cümlelerinin önüne geçenler oldu. Çoğunluğu bilgisayar mühendisliği 2 ve 3. sınıflardan olan bu kadar öğrencinin daha fazla örnek kod göndermesini beklediğimizi ve sonucun bizi bir miktar hayal kırıklığına uğrattığını da ifade etmeliyim.

 

örnek kod/proje gönderimine göre başvuru dağılımı

 

Elbette başvuru sahipleri başvuruları içerisinde hangi programlama dillerini bildiklerinden de bahsetmişlerdi. Belli programlama dillerine dair bilginin belli üniversitelerden gelen öğrencilerle bağdaşması bir süre sonra o üniversitelerde bir sorun olduğuna dair bir his ile dolmamıza yol açmadı değil. Bu yıl olmuş ve öğrencilerine "Pascal" öğretmeye devam eden, "Visual Basic", "Delphi" ile ödev veren öğretim elemanlarına/öğretim üyelerine söyleyecek pek bir söz bulamıyorum açıkçası. Muhtemelen işleri başlarından aşkın olduğu için içine eleman yetiştirdikleri meslek dalının sunduğu ve beklediği yeni şeyleri bir 10 yıldır filan takip edememişler.

Bu öyle bir kısır döngü ki "Bu programlama dilini özellikle tercih etmenizin sebebi nedir?" diye sormayan öğrenciler, daha sonra başka öğrencileri yetiştiriyor, kimse kimseye "ya yol al, ya da çekil başkaları geçsin" demiyor. Asıl üzüntü verici olan ise bir noktada öğrenciler dışında herkesin haklı olması (çünkü onlar halâ gençler ve önlerinde Internet var; çok doğru olmayan bir şeyi bilmeyerek öğrenmeye devam ediyorlarsa bu gerçekten onların suçu). Her neyse. Bu apayrı bir konu. Başka bir zaman.

Hangi programlama dillerinin eğitimini aldıklarını ya da kendi başlarına öğrendiklerini ya da ödevlerinde kullandıklarını başvuru sahipleri şu şekilde ifade etmişlerdi:

programlama dili bilgisi dağılımı

 

Başvuruları değerlendirmeye alınan üniversite öğrencileri toplam 46 faklı üniversiteden geliyorlardı. Üniversitelerin isimleri ya da statüleri hiç bir şekilde değerlendirmelerimiz esnasında pozitif ya da negatif bir etki ile gündeme gelmedi.

başvuruların üniversitelere göre dağılımı 

Yaklaşık 250 başvuru arasından seçilen 170 başvurunun 2 günlük değerlendirmesinin ardından şu on isim üzerinde uzlaştık:

Ekip olarak kendilerine başarılar diliyoruz ve her birinin güzel işler çıkaracağını ümit ediyoruz :) Umarım bu staj onlar için özgür yazılım dünyasına açılan bir kapı vazifesi görür ve her biri ilerleyen yıllarda isimlerini özgür yazılım camiamızda sık sık duyacağımız geliştiriciler olurlar.

Diğer taraftan başvuran tüm adaylara ilgilerinden ötürü teşekkür ediyoruz. Umarım bu sonuç onlara özgür yazılım konusunda daha çok çalışma ve daha çok öğrenme isteği olarak geri döner.

Son olarak bu kadar çok başvuru olması belki Türkiye'de hali hazırda özgür yazılım konusunda çalışan ya da bunun üzerine yatırım yapmak isteyen şirketlere de stajyer alımı konusunda cesaret verir diye ümit ediyorum. Eğer stajyer almayı düşünürseniz bu konudaki deneyimlerimizi paylaşmaktan keyif duyarız.



Tags: pardus  haber  süper olay  istatistik  geliştiriciler için  Comments: 32
Pardus Geliştiricileri II. IRC Toplantısı 19/04/2007, Thursday - 02:22

Daha önce ilkini yaptığımız ve bir alışkanlık haline getirerek 15 günde bir yapmaya devam etmeyi planladığımız IRC geliştirici toplantılarından ikincisini de irc.freenode.net adresindeki #pardus-devel kanalında 40 kişilik bir katılımla bu akşam gerçekleştirdik.

İlk toplantı esnasında alınan kararları ve toplantı kayıtlarını wiki'ye koymuştum, aynı şeklide iki saat süren bu toplantının da bir özetini wiki'de bulabilir, proje ile ilgili gelişmelerden ve kısa vadeli planlardan haberdar olmak isterseniz göz atabilirsiniz (bu toplantının IRC kayıtlarını ise henüz koymadım, çünkü ilk toplantının kayıtlarını formatlamak için yazdığım betiği İzmir'deki bilgisayarımda unutmuşum) (toplantıya katılmayan Pardus geliştirici ve katkıcılarının özellikle okumasında fayda var).

Bildiğiniz gibi Pardus'ta staj yapmak isteyenlerin son başvuru tarihi olan 20 Nisan'a pek az kaldı. Daha önceden kararlaştırdığımız staj değerlendirme komitesindeki görevimi icra etmek üzere ben de İzmir'den kalkıp İstanbul'a geldim. Başvurular 100'ü biraz geçmiş durumda. Bu güne kadar başvurmakla başvurmamak arasında gidip gelen adaylar için bu çağrı belki de son çağrı! Öte yandan başvuru sonuçlarını 20 Nisan'ı takip eden ilk hafta içerisinde duyurmayı planlıyoruz.

Ayrıca Faik ile aynı ofiste çalışma fantezimizi de bu gün sonunda gerçekleştirdik:

 

Faik & Meren! In the same office!
 

 



Tags: şehirler arası  pardus  haber  fotoğraf  geliştiriciler için  Comments: 4
282 result(s) in 15 page(s)
Previous Page  - 1 / 15Next Page